çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2013 Pazar

Seyredalmak...

Çocuğum; vatanım...
Hiçbir şey eskitmiyor...
hep aynı his, ama her defasında farklı his...
Hep yeniymiş gibi ilkmiş gibi...
Yoksa uyuya kaldığında odada, birbirini çağırıp;
Şuna bi bak ya.. deyip
Seyre dalar mı  insan...
Ciğerlerini yeniden yeniden doldurur mu?
 
Çocuklarımız, hem esaretimiz hem özgürlüğümüz...
 
 

7 Mayıs 2013 Salı

Dertleşme






     Bazen bakıyorumda küçük yavruyu koruyum derken büyük yavruyu küstürüyorum. Bugünlerde okadar çok gözgöze geliyoruz ki. Öyle bir anki gözlerimin yandığını hissediyorum gözlerindekiyle çarpışınca. Kalbimin içine doğru burkulma fena halde ilerliyo.
    Nasıl koruycaz onları bizden ve de birbirlerinden. İnce detaylar bunlar ama o gözlerdeki hayal kırıklığını, donup kalmayı görünce... Sanki o anda dünyam gözlerinin etrafında dönüyor. Anne diye çığlık atıyormuş gibi. İçim buruk.
Her daim sakinliği korumak ve bolca empati yapmak gerekiyor. Biraz daha dikkat anne! Zor zanaat annelik.








24 Nisan 2013 Çarşamba

Freud & Anne-Çocuk İlişkisi

        Londra’da 1939 Eylül'ün de, hayatının son 16 yılında artık dayanamadığı kanser hastalığının ağrılarına, arkadaşından yüksek doz ağrı kesici ve uyuşturucu yapmasını rica ederek hayata veda eden Dr. Freud; 20. yüzyıl başlarının psikiyatride çığır açan, adı Einstein ile birlikte anılan, insanın bilimsel yöntemlerle incelenmesinde en önemli kilometre taşlarından biridir.
 
       İnsanın iç dünyasına yorucu psikiyatrik yöntemler ve uzun gözlemlerle psikanalizi getirmiş, insan bilinçaltını ve nevrotik yapıları incelemiş, bu konuda dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Özellikle “Totem ve Tabu” adlı eseri ile Freud dinsel yaşamları ve dinsel düşünce tarzını nevrotik kişilik yapısı ve törensel toplumsal yaşantıları incelemiştir. Kendisi de uzun yıllar Viyana’da yaşamış ve Yahudi olduğu için sıklıkla üniversite yaşantısında politik zorluklarla karşılaşmıştır. Her ne kadar Yahudi kimliği olsa da çalışmalarında dini ve dindarlığı saplantılı ve nevrotik bulur.
 
       Freud, kişilik gelişiminde bebeklik ve çocukluk yıllarında geçirilen yaşantıların önemini vurgulamıştır. Freud; yaşamın ilk beş yılında geçirilen yaşantıların, yetişkinlik yıllarındaki kişilik özelliklerinin temelini oluşturduğunu ifade etmiştir. Freud, kişiliğin doğumdan itibaren Oral, Anal, Fallik, Latent (Gizil) ve Genital olarak adlandırılan beş psikoseksüel gelişim dönemi içerisinde geliştiğini belirtmiş ve gelişim dönemlerini, bireye haz veren ve doyum sağlayan haz bölgelerine bağlı olarak açıklamıştır. Çocuğun her bir gelişim döneminde karşılaştığı temel gereksinimlere doyum bulması gerekmektedir. Ancak, çocuk herhangi bir gelişim döneminde temel gereksinimlerine yeterince doyum sağlayamaz ve aşırı engellenirse ya da aşırı ölçüde doyum sağlar ve bağımlılık geliştirirse, çocuk içinde bulunduğu bu döneme saplanır. Freud’a göre, çocuğun belli bir dönemde saplantısının olması, onun sonraki dönemlerindeki kişilik gelişimini engeller ve yetişkinlik yıllarındaki kişiliğini olumsuz biçimde etkiler. Onun için, çocuğun psikoseksüel gelişim dönemlerindeki temel ihtiyaçlarının uygun bir biçimde karşılanmasında, ana baba ve yakın çevrenin çocukla olan ilişkilerinin niteliği büyük önem taşır.

           Ve Freud' un özetle demek istediği;
    
Bir insanın gelişmesini bir huni gibi düşünün. Bu huninin tepesine anneden, babadan ve aileden gelenleri koyun, çevresel faktörleri ekleyin, sosyal öğrenmeler, arkadaşlar, hepsi bu huniye dolsun. Bunlar hunide yavaş yavaş karışacak. Ve huninin dar ağzından aşağı doğru akacak.Tam arada, akmaya başlarken, huninin o en dar olan kısmında herşey bulamaç haline gelir. Esas çıkacak şey orada şekillenir. O huninin dar kısmına da Anne – Çocuk ilişkisi denir.

 

22 Nisan 2013 Pazartesi

Kısaca bu sabah

      Sabah, kapıda ayakkabılarını giyerken;

D* - Anne, sen kardeşim küçük olduğu için mi işe gitmiyorsun?
A* - Evet kızım.
D   - Kardeşim yürüyünce mi işe başlıycaksın?
A   - :) Evet kızım.
D   - Kim bakıcak ona, ben bakıyım anne!
A   - :)
D   - Ama okulum ne olacak anne. Ben okula başlıycam ya.
A   - :) Kardeşine anneannen bakıcak kızım.
D   - Onu çok özlerim anne...


* D: Duru
* A: Annesi



2 Ekim 2012 Salı

Berrak Günler



      Berrak günler 1 Eylül'de başladı. Bir kızım bir yanımda diğer kızım öbür yanımda. Bir çocuk güzel iki çocuk daha da güzelmiş...mis kokusunu çektikçe içime hiç büyümese diyorum.
      Tekrar yeni bir rutine girdik.
       Dinginlik! fakat bebeklerle gelen bir dinginlik.. Uzun, sağlıklı ömürler diliyorum her ikisinede.

30 Ağustos 2011 Salı

Kızıma...

Annelik uyanmaktır ve hep uyanık kalmak. Çocuklar uyandırır. Ne kadar çok sevebilecek ve aslında ne kadar kolay affedebilecek bir insan olduğumuz gerçeğine. İyi multipolar olmak dileğiyle...

...

         Çocuk artık sizin memleketinizdir... esirliğiniz ve hürriyetinizdir.

24 Nisan 2011 Pazar

Anlatmak için yaşamak

     "İnsanın yaşadığı değildir hayat, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır". diye başlıyor Gabrıel Garcıa Marquez, hayatını en ince ayrıntısına kadar anlattığı Anlatmak İçin Yaşamak kitabında. Aslında anlattığı kendi hayat hikayesi ama sende gidiyosun kendi hikayelerine ve ben bundan ötürüde dahi diyorum bu yazarlara- herkesin yaşadığı bir hayat aslında ama böyle güzel kağıda dökebildikleri, seni böyle geçmişten geleceğe bir oraya bir buraya savurabildikleri, içindeki denizi böyle çalkalayabildikleri ve bende yazmak istiyorum diye gıpta ettirdikleri için-.
    "İnsanın yaşadığı değildir hayat, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır". Bu nasıl bir cümledir böyle, ne kadar yerinde, ne kadar doğru. Ben de anlatmak isterim hep...hatta yaşadığım anı yaşamayı bırakıp bunu mutlaka anlatmalıyım  dercesine. Geriye kalsın ve anlamı olsun yaşadığının diye... Hatırlamak evet hep hatırlamak kalır geriye ve genelde hep mutlu, huzurlu anlardan ziyade huysuz, huzursuz, sıkıntılı anlar. Zaten insan sıkıntılarını anlatmaya bayılırda mutluluklarında oldukça cimri davranır.
    Ve çocukluk... çocukluk der geçeriz de...en bildiğimiz ifade aslında, bazende çok uzak,yabancı. En bildiğimiz ifade olması o tanıdık yoldan geçmiş olmamız, ama geçip gitmiş değiliz, sırtlamış götürürüz her yere. Bu nedenle biz geçtikte geçecek olanlarada iyi hatıralar bırakmaları için yol açmalıyız. Evet yol açmalıyız. Çünki bazen onlara iyi önderlik etsekte kimi zaman bir taş olup devirmekteyiz.
    Aslında bu cümlelere Marquez' in şu satırlarından geldim. Okuyalım bir çocuğun algısını, hayal dünyasını. Zira benim çok dikkatimi çekiyor.
     " Kendimi bildim bileli Mina'nın beni sabahları diş fırçalamaya zorlamasının işkencesini çektim. Ben böyle kıvranırken o dişlerini uyumadan önce çıkartıp temizlenmeleri için bir bardak suya bırakmak gibibir ayrıcalığın keyfini sürerdi. Bunun onun doğal dişleri olduğunu sanır, onları Guajira büyüleri sayesinde takıp çıkarabildiğine inanırdım. Bir keresinde gözlerinin, beyninin, dilinin ve kulaklarının tersini görebilmek için bana dişsiz ağzının içini göstermesini istedim, ama yalnızca damağını görebilince hayal kırıklığına uğradım. Kimse bana bu diş mucizesini açıklamadığı için uzunca bir süre beni de diş hekimine götürerek böyle takıp çıkabilen dişler yaptırmaları için huysuzluk ettim;ben sokakta oynarken, ninem dişlerimi fırçalayabilecekti böylece".
    Teşekkürler Marquez bana düşündürdüklerin ve kattıkların için....