30 Nisan 2013 Salı

Lipton Siyah İnci

"Lipton Siyah İnci " reklamındaki bu bardak takımını çok beğeniyorum. Listeye ekliyorum. Çok güzel:)


29 Nisan 2013 Pazartesi

Amigurumi

Amigurumiaşkına da güzel bir etkinlik var. İlgilenenler tık tık 



İki gündür komşuluk ilişkilerime yüklendim:)

28 Nisan 2013 Pazar

Çekiliş

Ev meleği'nde çekiliş var. Katılıyorum.
 
 
 

Ressam Hikmet Çetinkaya

Gelinciklerin Sanatçısı

     Bahsetmek istediğim benim kişisel resim tarihimde önemli bir yer tutan Ressam Hikmet Çetinkaya. İlk tanışmam üniversite ikinci sınıfta bir sergi kataloğu sayesindeydi. O katalog halen arşivimde durur. İlham kaynağım oldu, esin perilerim onunla geldi. Çok severim resimlerini; sadece gelinciklerini değil doğasını... Gelinciklerin karakterine karakter katmıştır, yüceltmiştir yerden gökyüzüne doğru, kırmızılar daha kırmızı yeşiller daha yeşildir bakanı çeker içine gelincik olası gelir. Picasso'da demiştirya " Resim evleri dekore etmek için yapılmaz. O bir savaş aracıdır". Çetinkaya da kendi savaşını vermiştir.
 
    Hani ressamların kaderidir ya öldükten sonra anlaşılır, sanatları ve değerleri. Fakat Çetinkaya yaşarkende sanatını yaşamış ve yaşatmıştır. Tebrikler Çetinkaya ve teşekkürler sanatını sanata kattığın için.
 

 
 



 

Picasso

      "... Resim evleri dekore etmek için yapılmaz. O bir savaş aracıdır". der Picasso.


Guernica-Pablo Picasso


       Ve Picasso'nun en tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı bu eseridir. Resim 1937'de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir. Bu resim Picasso'nun savaşa ve Guernica'nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.

Bizim evin halleri


 

 
 
 





 

 

 


Günün menüsü

     Günün Menüsünde
Tavuk Sote

      Ama bu sote güveçte. Ailecek tavuk severiz. Son zamanlarda da güveçte tercih ediyoruz. Bol baharatlı hatta körisi biraz daha belirgin olunca çok lezzetli oluyor.

Tavuk göğsü
Kuru soğan
Yeşil biber
Domates
Karabiber
Pulbiber
Köri
Tuz
 



Günün sözü

           "Sağduyu herşeyin kraliçesidir".

Baharlar gelsin, çiçekler açsın

          Duru'nun kreşinde bahar hazırlıkları;
 



 

Ah Marilyn ahh

Arthur Miller&Marilyn Monroe
 






     Marilyn in popülaritesini biliriz fakat buna Miller katkısını fazlaca bilmeyiz sanırım. Dahiler ve Aşkları kitabında bu katkıdan fazlaca söz edilir;
 
   "İnsanı şoka uğratan ve hayatının yönünü değiştiren küçük ayrıntılar vardır. Bunlar, sadece o insanı değil, tüm bir çağı, tüm toplumları bile etkileyebilir. Harlem'de oturan sekiz yaşındaki bir çocuğun tesadüfen bir tiyatro salonuna girmesi ve perde açılınca 'canlı insanlar'ın sahneye çıktığına, bir çeşit sinemayı anında, gözlerinn önünde oynadıklarına tanık olması, Arthur Miller diye bir oyun yazarının doğmasına neden olacaktı.
    Norma, yani daha sonraki adıyla Marilyn Monroe, babasının kim olduğunu hayatı boyunca asla öğrenemedi. Anneannesi ve annesi hayatlarının bir bölümünü akıl hastanesinde geçirmişler, dayısı ise bir iş hanının on beşinci katından atlayarak intihar etmişti. Zaten Norma iki hafta annesinin yanında kalabilmiş, iki haftalıkken ilk koruyucu ailenin himayesine girmişti. 16 yaşında ilk evliliğini yapana kadar da toplam on iki ayrı koruyucu ailenin bakımında kalacaktı küçük Norma.
Marilyn Monroe hayatı boyunca eğlendi. Ama hayatı boyunca, yaşadığı acı dolu çocukluğuda unutmadı.
    Derken Elia Kazan'ın stüdyosunda, ikisi de kendi alanlarıda dorukta olan bu iki ismin, Marilyn Monroe ve Arthur Miller'in yolları kesişir. Ardından bir parti verir Kazan. Partinin en önemli iki daetlisinin , yani hayatın gizemini çözecek kadar çok şey yaşayan Monroe ile kendi deyimiyle "çok şey yaşayan ama hayat karşısında tecrübe kazanamayan" Miller'in ayakları yerden kesilmiştir. Ardından Brookyn'e gider Miller. Marilyn kısa ve oldukça dikkatli bir biçimde kaleme aldığı mektuplar gönderir ona. Evinin duvarına Miller'in resmini astığından kimsenin haberi yoktur daha. "İnsanların çoğu babalarına hayranlık duyar, ama ben böyle biriyle hiç karşılaşmadım. Hayran olacağım bir insana ihtiyacım var" der bir mektubunda Marilyn. Miller ise ukala bir öğretmen edası takınır; "Eğer gerçekten hayranlık duyacağınn birine ihtiyacın varsa, bu neden Abraham Lincoln olmasın?"
    Bu cevap, Arthur Miller'ın takındığı ukala öğretmen tavrının ters tepmesinden başka bir şey değildi. urulan kendisiydi. Marilyn'e vurulan.
    Yüzyılın Düğünü diye adlandırılan gün gelip çattığında ikisi de mutluydu elbette. Ama bu mutluluk bir ömür boyu sürecek miydi? Dünyanın en büyük beyinlerinden biri sarışın bir afetle; dünyanın en büyük afetlerinden biri, hayat boyu hayranlık duyacağına emin olduğu, idolleştirdiği (belki baba özlemini de onun üzerinde somutlaştırdığı) büyük bir yazarla evleniyordu.
İki ünlü insan gibi yaşamayı da, her şeyden sıyrılıp sıradan bir karı koca gibi yaşamayı da, denediler. Miller'ın evlilik yüzüğünün içine  "Şimdi, sonsuzdur" sözü, sonsuzluğun bir an'aindirgenemeyeceği gerçeğini değiştirememişti. Monroe'nin düğün fotoğraflarından birinin arkasına yazdığı "Umut,umut,umut" sözü ise, bir kadının sezgilerinin ne denli isabetli olabileceğinin kanıtıydı aslında. Düğün, bir kadın için umutlarının gerçekleştiği an değil midir? Marilyn için, umutlarının başladığı an'dı. Ve umutlarının yıkılması ihtimali her zaman vardı.
    Fırtınalı başlayan ve inişli çıkışlı devam eden bu aşk, 11 Kasım 1961'de boşanmayla sonuçlandı. Miller kısa süre sonra yeniden evlendi. Marilyn ise, çekimlerine başlanan 30. filminin stüdyosuna uzun süre gitmeyince işinden oldu. "Benim için bir gelecek olduğunu biliyorum ama ben onu bekleyemem" diyen Marilyn, 5 Ağustos 1962'de insanları bir yana bırakıp Tanrı'ya doğru yola çıktı."

Ah Marilyn ahh.
Yaşasaydın kimbilir nasıl olurdu? 

26 Nisan 2013 Cuma

Yemeklere başlarken

       Minik yavru yedinci ayını doldurmak üzere. Dört aylıkken ek gıdalara başlamıştım. Tattırdığım şeyleri birkaç çay kaşığı veriyordum. Elma,armut suyu ve yoğurttu ilk denediklerim sonrasında yavaş yavaş sebze çorbalarına geçiş yaptım ve o ilk denemelerden belliydi tatlıya yatkın olduğu. Tabi artık çeşitler ve miktarlar arttı tatlı şeylere yatkınlığıda. Çorba ve sebze pürelerinde hep sıkıntı malesef püskürtüyor. Ne enteresan daha şimdiden ne isteyip ne istemediğini gayet net belli ediyor. Bir de su ile aynısı gerçekleşiriyor. Suya da red. Bugünlerde kıyma, irmik ve ceviz ile tanıştık. Kıyma doktor tavsiyesi; çiğnemeyi öğrenmesi bakımından da protein ihtiyacını desteklemek adına tavuk ve balığın sindirimi henüz zor olduğu için de başlayın demişti. Ek gıdalar artık ek gıdalıktan çıkıyor yani. İyi gidiyor ama önemle belirteceğim konu  ek gıdalara dört aylık iken başlamak gerektiği, geçiş daha kolay oluyor. Büyük yavru ile tecrübesi sabit.
 
 

25 Nisan 2013 Perşembe

Ordan Burdan

     Duru için peçeteyle süslediğim konserve kutuları. Kalemlik oldular işe yaradılar. Geri dönüşüm projesi olarak da çocukların zevkle yapacağı bir çalışma. 
&
Konserve kutusu
Peçete
Peçete Tutkalı
Fırça
 
 

Örgü sevdası

      Bir sanat hastası olarak, her türlü el sanatlarının da hayranıyım. Hobiden ziyade bir yaşama biçimi. Her kış örgü örme isteği depreşiverir içimde. Ortaya ürün koymak yabana atılmaz bir zevktir ve örgü de buna olanak verir. Konuyu fazla uzatmıycam görmüş olduğum bir erkek yeleğini Berrak hanım için uyguladım.


                             Kot pantolonlarla ve siyah pantolon vb. ile nekadar güzel kombinlenir.

An fotoğrafları

    Duru'nun doğumundan beri tuttuğum bir defteri var. Önemli anlarını, bana tebessüm ettiren detayların yer aldığı, her yıl doğum günününde annesi ve babası olarak paylaşımlarımızı yazdığımız hatta kutlamada bulunanlar var ise onlarında ellerinde gezdirdiğimiz, düşüncelerini aktardıkları bir defter. Bunu ne için mi yapıyorum kendim için (kendi çocukluğuma bir öykünme) ve duru ilerde okusun diye. Ben severim böyle şeyleri kızım da sever mi bilmiyorum!
    Benim elimde çocukluğumdan kalan sadece dört fotoğraf var. Döner durur onlara bakarım, ne göreceksem diye:) O da babamın arkadaşından getirip aynı gün aynı anlarda çekilmiş fotoğraflar. Kızlarımın ki öyle olmasın koca bir arşiv kalsın istiyorum ellerinde. Fotoğraflar, defterler, bir blog ve daha üç yaşında kreşinden başlayan dökümanlar.

                             
                                                                   1 yaş doğumgünü



                                                                  2 yaş kayıplarda:)


                                                           3 yaş da arşivde kaybulmuş:)


                                                                            4 yaş


                                                                            5 yaş

                                                Nice yıllar birlikte kutlamak dileğiyle...


"Grip" dediğin

     Çoğu zaman grip değilmi işte der geçeriz, hastalıktan bile saymayız ama gerçekten güçlü, bünyeyi sarsan bir hastalık. Her sene iki kere, bir kış girerken bir de yaz gelirken olurum muhakkak hatta yaz gelirken beklerim nezaman kapımı çalacak diye. Birde evde çocuklar olunca onları koruma derdi. Üç gündür maskeyle dolaşıyorum. Bulaşıcı olması da ayrı bir dert yani.
      Ihlamur, nane-limon çayı tavsiyelerinde bulunanlar; ben henüz bir faydasını görmedim yada başlayacağı hissedildiği anda bir önlem olarak faydalımı ondan da emin değilim.
      Daha akademik bir dille grip;

      Grip, influenza veya enflüanza, viral bir hastalıktır. Sağlıklı insanlarda ortalama bir haftada geçmesine rağmen; vücut direncini düşüren kronik hastalığı olan kişilerde (şeker, kalp-akciğer hastalıkları, AIDS vb.) ve yaşlılarda pnömoni (zatürre), meningoensefalit (beyin iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı) gibi ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yol açabilir. Bu tür risk grubundaki kişilere "yüksek risk grubundaki kişiler" denir.
Grip virüsü Orthomyxoviridae familyasına mensup örtülü bir RNA virüsüdür. Virüsteki nükleik asit 8 tane negatif anlamlı RNA'dan oluşur. RNA'nın kopyalanmasında hata oranı yüksek olduğu için, virüs genomu sürekli değişim halindedir. Ayrıca, aynı hücreyi birden fazla virüsün enfekte etmesi durumunda viral RNA parçaları birbirleriyle karışıp yeni genetik kombinezonlar oluşturabilirler. Bu nedenlerden dolayı vücudun bir grip türüne karşı kazandığı bağışıklık ertesi yıl ortaya çıkan yeni bir salgına karşı genelde etkisiz olur.

Tedavi ve korunma

Grip, virüs enfeksiyonu olduğu için tedavisi yoktur. Antibiyotikler tedaviye yaramazlar, çünkü antibiyotikler yalnızca bakterilere etki ederler. Yaklaşık bir hafta içinde hastalık kendiliğinden iyileşecektir; ancak doktora gitmek ve 3-5 gün iyice dinlenmek gereklidir. Bol sıvı tüketilmesi de salgıların rahatça dışarı atılmasını sağladığından iyileşmeyi hızlandırır.
Virüs, öksürük ve hapşırma ile yayılan damlacıklarla, ayrıca öpüşme ve tokalaşma gibi temaslar yoluyla da bulaşır. Bu nedenle hasta kişilere temas etmekten ve onlarla ortak eşya (havlu gibi) kullanmaktan sakınılmalıdır. Hasta olan kişi çevresindekilere hastalığı bulaştırmamak için eşyalarını ayırmalı, çok zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmamalıdır. Neredeyse her virüste ölme olasılığı (Çok düşük olsa da) vardır. Bu yüzden gribi olabildiğince çabuk atlatmaya bakılmalıdır. Binlerce çeşit grip virüsü olduğu için ömür boyu kalıcı bağışıklık kazanılamaz.

                     Kaynak: http//tr.wikipedia.org

24 Nisan 2013 Çarşamba

Freud & Anne-Çocuk İlişkisi

        Londra’da 1939 Eylül'ün de, hayatının son 16 yılında artık dayanamadığı kanser hastalığının ağrılarına, arkadaşından yüksek doz ağrı kesici ve uyuşturucu yapmasını rica ederek hayata veda eden Dr. Freud; 20. yüzyıl başlarının psikiyatride çığır açan, adı Einstein ile birlikte anılan, insanın bilimsel yöntemlerle incelenmesinde en önemli kilometre taşlarından biridir.
 
       İnsanın iç dünyasına yorucu psikiyatrik yöntemler ve uzun gözlemlerle psikanalizi getirmiş, insan bilinçaltını ve nevrotik yapıları incelemiş, bu konuda dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Özellikle “Totem ve Tabu” adlı eseri ile Freud dinsel yaşamları ve dinsel düşünce tarzını nevrotik kişilik yapısı ve törensel toplumsal yaşantıları incelemiştir. Kendisi de uzun yıllar Viyana’da yaşamış ve Yahudi olduğu için sıklıkla üniversite yaşantısında politik zorluklarla karşılaşmıştır. Her ne kadar Yahudi kimliği olsa da çalışmalarında dini ve dindarlığı saplantılı ve nevrotik bulur.
 
       Freud, kişilik gelişiminde bebeklik ve çocukluk yıllarında geçirilen yaşantıların önemini vurgulamıştır. Freud; yaşamın ilk beş yılında geçirilen yaşantıların, yetişkinlik yıllarındaki kişilik özelliklerinin temelini oluşturduğunu ifade etmiştir. Freud, kişiliğin doğumdan itibaren Oral, Anal, Fallik, Latent (Gizil) ve Genital olarak adlandırılan beş psikoseksüel gelişim dönemi içerisinde geliştiğini belirtmiş ve gelişim dönemlerini, bireye haz veren ve doyum sağlayan haz bölgelerine bağlı olarak açıklamıştır. Çocuğun her bir gelişim döneminde karşılaştığı temel gereksinimlere doyum bulması gerekmektedir. Ancak, çocuk herhangi bir gelişim döneminde temel gereksinimlerine yeterince doyum sağlayamaz ve aşırı engellenirse ya da aşırı ölçüde doyum sağlar ve bağımlılık geliştirirse, çocuk içinde bulunduğu bu döneme saplanır. Freud’a göre, çocuğun belli bir dönemde saplantısının olması, onun sonraki dönemlerindeki kişilik gelişimini engeller ve yetişkinlik yıllarındaki kişiliğini olumsuz biçimde etkiler. Onun için, çocuğun psikoseksüel gelişim dönemlerindeki temel ihtiyaçlarının uygun bir biçimde karşılanmasında, ana baba ve yakın çevrenin çocukla olan ilişkilerinin niteliği büyük önem taşır.

           Ve Freud' un özetle demek istediği;
    
Bir insanın gelişmesini bir huni gibi düşünün. Bu huninin tepesine anneden, babadan ve aileden gelenleri koyun, çevresel faktörleri ekleyin, sosyal öğrenmeler, arkadaşlar, hepsi bu huniye dolsun. Bunlar hunide yavaş yavaş karışacak. Ve huninin dar ağzından aşağı doğru akacak.Tam arada, akmaya başlarken, huninin o en dar olan kısmında herşey bulamaç haline gelir. Esas çıkacak şey orada şekillenir. O huninin dar kısmına da Anne – Çocuk ilişkisi denir.

 

Refika'nın Mutfağı

    İlk olarak televizyonda şöyle bir denk geldim, Refika'nın Mutfağına ve ilgimi çekti sonuna kadar izledim. İnternet sitesini takip ediyorum şu sıralar. Çok güzel. Bu nasıl keyifli bir anlatım böyle, çok güzel ve keyifli bir sitesi var. Ordan burdan herşeyden. Bakmak lazım derim.   www.refikanınmutfagı.com
                                   
                                    Evet, Refika'nın Mutfağı "Aslolan yolculuğun ta kendisi"

Defneyle Yaşamak

      Blog yazmaya başlamadan öce sıkı bir blog takipçisiydim. Halen de düzenli olarak takip ettiğim bloglar vardır. Rutin olarak ziyaret ettiğim, bir süre sonra bütün arşivini arşınladığım "Defne'yle Yaşamak' adlı blog vardı. Öylesine aşina olmuştum ki yazılarını okurken bir taraftanda Defdef'in annesinin sesi, tonu, vurguları kulağıma üflerdi. Hele ki fotoğraf gözüne bayılırdım. Bir süre sonra com'a geçmeyi tercih etmişti de sevinmiştim büyüdü hadi bakalım beni neler bekliyor diye. Ama malesef bu tercih yayınlarını sonlandırmayla noktalandı. Gerçekten üzüntüm büyük oldu. Sanki bloglar dünyam da kocaman bir boşluk:) Velhasıl bana ilham olan da kendisidir. Birkaç blog fotoğrafını koyarak selam ederim Defdef'in annesine...
 







 
Blog dünyası insanlık adına güzel bir keşif bence:)
 

23 Nisan 2013 Salı

Çöplük

    Belki de tamamıyla ilk okuduğum kitap ' Çöplük '. Lise 1' e devam ederken edebiyat öğretmenimin zorunlu kitap okuma programıyla tesadüfen elime verdiği çöplük. Bu sayede tanıştım kitapların derinlikleriyle, beni özgürleştiren dünyalarıyla ve böylece gezdikçe gezdim ordan oraya. Çok sevdim okumayı ve bir dahada hiç bırakmadım.
 


 
    Çocukluk bu nedenle çok önemli(her nekadar geç kalmış olsam da) ve öğretmenler de çok önemli, ısrar etmesini bilen öğretmenler. Kızıma bilhassa dikkat ediyorum bu nedenle, bu engin dünya'dan mahrum kalmasın diye. Genelde bu yaş grubunda olduğu gibi o da şu an ilgiyle dinliyor, bakıyor, kendince okuyor.
     Kitapları sevince alışverişleride mutlu ediyor tabi. Özellikle üniversite döneminde ne para yatırdım der dururum kendi kendime. Bunlarda dün görüp şirinliklerine dayanamayıp duruya aldığım güzellikler.
 

 

7. ay günlüğü

     Berrak, 7,5 aylık oldu. Nasıl mı geçti zaman; elime aldığım gün sanki dünmüş gibi zaman zaman da üzerinden asırlar geçmiş gibi.
     Bugünler de meşgul olduğun şeyler;
 
  Ayaklarının kaşifi oldun, sürekli iki elinde ayaklarıntabi çoraplarda biri orda biri burda, ee ayaklar  bukadar sevilirken üzerindeki örtüler durur mu? Geçen geceleri sen bana sor!
   Aynaları pek bir seviyorsun.
   Tatlı yiyeceklere hayır demiyorsun.
   Güleryüzlüsün, gülmek için bahane yaratanlardansın, balonlarla da çok keyiflisin.
   Odamdaki japon fenerine hayransın, bir de duvarda ki eyfel kulesinde ne görüyorsun hep onunla gülüşüyorsun sana ne hissettiriyor bir bilebilsem. 
   Unutmadan, bir de beni çok seviyorsun.
   Dişlerin hele o iki dişin...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Kısaca bu sabah

      Sabah, kapıda ayakkabılarını giyerken;

D* - Anne, sen kardeşim küçük olduğu için mi işe gitmiyorsun?
A* - Evet kızım.
D   - Kardeşim yürüyünce mi işe başlıycaksın?
  - :) Evet kızım.
  - Kim bakıcak ona, ben bakıyım anne!
A   - :)
  - Ama okulum ne olacak anne. Ben okula başlıycam ya.
  - :) Kardeşine anneannen bakıcak kızım.
D   - Onu çok özlerim anne...


* D: Duru
* A: Annesi